Yunan Adaları ve Sıcak İnsanı

Bu yaz 4 farklı yunan adasını gezdim. Samos, Lipsi, Arki ve Agathonisi. Bunlardan en çok dikkatimi çeken ada Arki oldu. Neden diye soracak olursanız bu adanın 4 ada arasında en küçük ada olmasını sebep olarak gösterebilirim. Peki bu adada kaç kişi yaşıyor dersiniz? Bunun cevabını ben değil, Trypas dayı versin sizlere. Trypas dayı oranın yerlisi. Orada doğmuş, orada büyümüş, yaşlanmış ve muhtemelen de orada ölecek. Aslında Trypas gerçek adı değil, lakabıymış. 8 yaşındayken takılmış bu lakap ona. Restoranda yemek yerken yanımıza gelen bu dayıya adada kaç kişinin yaşadığını sorduğumuzda en kalabalık zamanda 60, sezonda 40, Christmas zamanı ise yalnızca 15 kişi kaldığını aktardı bizlere. Bu sıcakkanlı dayıyla biraz daha muhabbet ettikten sonra adada ufak bir gezintiye çıktım. Bir helikopter sahası, çöplerin toplandığı ve yakıldığı bir alan ve keçilerden başka pek bir şey yoktu. Ufak bir marketi, birkaç tane de evi renk katıyordu adaya. Sonrasında düşündüm, burada yaşanır mı diye… Yaşanır yaşanmasına da bu yaşta değil dedim kendi kendime. Fakat ne zaman bir şeylerden bunaldınız, ne zaman hayatın yükü size ağır geldi ve daha fazla taşımak istemiyorsunuz, o zaman kaçın gidin derim bu adaya. Orada yaşlanın… Trypas dayı Yunan adalarının sıcak insanlarından yalnız biriydi. O baştan çekilmiş inzivaya; baştan reddetmiş şehri, kavgayı gürültüyü. Belki 60 senedir aynı insanlarla birlikte, belki onlarla birlikte ölüp gidecek…

 

Amazon Kindle İle İlk Tecrübelerim

Bugün internetten aldığım Kindle Paperwhite 2015’im geldi ve hemen ufak bir inceleme yaptım. Çocuğu doğmadan kıyafet alan anne-baba misali daha önceki günden 3000 küsürlük bir kitap arşivi indirmiştim bile. Bu aleti almamdaki en büyük amacım yabancı kaynakları rahatlıkla okuyabilmekti, ki şimdiden okumaya başladım bile. Ergonomik açıdan değerlendirecek olursam alet oldukça hafif ve tutuşu da bir o kadar rahat diyebilirim. Cihazın arka aydınlatması mevcut, böylece karanlıktayken veya ışık arkadan vururken rahatlıkla okuyabiliyorsunuz ve şundan emin olun ki gözü asla kitaptan daha fazla yormuyor. 300 ppi’lık e-ink teknolojisi sayesinde kitap sayfasından ayırt etmeniz bi’ hayli zor. Tabii ki de kitap gibi sayfa çevirme, okumaktan sıkıldığınız zamanlarda koklama ya da sayfaları karıştırma gibi bir imkanınız olmuyor fakat bunları çantanızda 500 sayfalık birkaç kitap taşıma ya da otobüste ayakta okuma gibi faktörlerle karşılaştırdığınızda aslında hiç de önemsenmeyecek problemler olduğunu anlıyorsunuz. Sonuç olarak eğer ki siz o kitaptaki bilgiyi almayı hedefliyorsanız Kindle’ın bu konuda kitaptan hiçbir eksiği olmadığı gibi istediğiniz kısımları highlight’lama, sözlük ekleyerek bir kelimeye basılı tuttuğunuzda anlamını ya da Türkçe karşılığını çıkarma ve her an kitap satın alabilme gibi özellikleri onu normal bir kitaptan çok daha fazlası haline getiriyor.

Gelin şu sözlük kısmına değinelim biraz. Ben internetten indirmiş olduğum bir İngilizce-Türkçe sözlüğü cihaza yükledim ve başladım İngilizce bir kitap açıp okumaya. Kindle’ın “Vocabulary Builder” özelliği işte tam da burada devreye giriyor. Uzun bastığınız zaman sözlükten anlamını bulduğu her kelimeyi bu Vocabulary Builder kısmına atıyor ve siz oraya girdiğiniz zaman bu kelimenin anlamını ve okuduğunuz kitapta hangi cümle içinde kullanıldığını görebiliyorsunuz. Dilerseniz size Türkçe karşılığı olmayan ve sadece cümle içindeki kullanımının gösterildiği bir word card da hazırlıyor. Artık anlamını öğrendiğiniz kelimeleri de “tamam artık ben bunu öğrendim” diyerek Vocabulary Builder kısmından kaldırabiliyorsunuz ki yığılma olmuyor.

İçinde bir de internete girebileceğiniz “Experimental Browser”ı bulunuyor bu Kindle’ın. Fakat e-ink ekran kullanıldığı için sayfalarda yakınlaştırma ve kaydırma çok da hızlı olmuyor ve cihaz siyah beyaz olduğu için çok da güzel bir internet deneyimi yaşatmıyor. Ben bunu iyi bir özellik olarak görüyorum çünkü kitap okumaya 2 dakika ara verip de kendinizi saatlerce internette sörf yaparken bulmuyorsunuz. Zaten videoları da oynatmıyor. Gel gelelim haber sitelerinde haber okumak için gayet yeterli bir tarayıcı. iPhone ve iPadlerdeki gibi okuma modu bulunmakta ve o sayfadaki makalenin yazı kısmını alıp adeta kitaplarınız gibi rahatlıkla okuyabilme imkanı sağlıyor.

Peki nasıl kitap bulacağız? Bu kitapları nasıl aletimize göndereceğiz? Çok güzel iki soru. İstediğimiz her Türkçe kitabı bulmak ne yazık ki biraz sıkıntılı bir durum fakat birçok klasiği rahatlıkla e kitap formatlarında bulabilirsiniz. Cihazı Amazon’a kaydettirdiğinizde size @kindle.com uzantılı bir e-posta adresi veriyor. Dilerseniz bu adrese dosyaları mail atın, dilerseniz cihazınızı bilgisayarınıza bağlayarak kabloyla aktarın. Ayrıca bu ve bunun gibi sorulara yanıt bulabileceğiniz Kindle Türkiye adında bir Facebook grubu bile bulunmakta.

Cihaz ilk gözlemlerime göre oldukça başarılı. Şarjının da uzun bir süre gideceğini düşünüyorum. Tamamen karanlık bir odada arka aydınlatmasını yarıya getirmem yeterken ışığın arkadan vurduğu bir yerde biraz daha artırmak gerekiyor. Fakat ışık cihazın ekranına direkt vuruyorsa açmanıza hiç gerek kalmıyor. E-ink teknolojisinin en güzel özelliği de işte tam burada devreye giriyor çünkü arka aydınlatma yoksa cihaz sayfa değiştirmeleriniz haricinde güç harcamıyor. Kaynak sorunu da çözülürse tadından yenmeyecek bir alet, zira aradığım birçok yabancı kaynağa şu anda çoktan ulaştım bile. Son olarak size tavsiyem bir de kapaklı kılıf almanız, alana kadar da çantanıza ekranın asla çizilmeyeceği bir şekilde koymanız çünkü bu e-ink ekranlar çok çabuk hasar görebiliyor. Her türlü sorularınızı iletişim kısmından büyük bir rahatlıkla sorabilirsiniz. :)

Take Off, Landing, 2326…

Aniden karar değiştirip biletimi 2 gün öncesine aldırdığım TK 2326 sefer sayılı uçuş… Havaalanına erken gidip beklemeyi severim. İnsanları izlerim, en çok da xray cihazının olduğu yeri… 27 Ekim günüydü, havaalanına gidip kontrolden geçtim, yine bir sürü tantana. Çantayı aç, bilgisayarı çıkar, kemeri çıkar, geçerken bir daha ötsün bu sefer ayakkabıyı çıkar, çıkar babam çıkar… Biniş kartımı aldığımda daha kapı belli değildi. Geçtim salona oturdum, tam da albüm çalışması içinde olduğum zamandı. Genellikle önce beste yapıp onu anlatan ismi seçerim ona, bu sefer de öyle olacaktı. Daha önceden başladığım bir şarkı vardı, ona devam edeyim dedim, bir hayli de ilerleme kaydettim. Onun adı artık 2326‘ydı. Anons yapan kadın en robotik sesiyle uçağın kalkış için hazır olduğunu söylediğinde daha fazla çalışmaya devam edersem uçağa bu kadar yakın olup da uçağı kaçıran sayılı insanlardan biri olabilirdim…

İstanbul’dan kalkan uçaklar Take Off, İzmir’e inen uçaklar Landing’di benim için. Belki de İstanbullu olmuştum artık diye düşünürken ne zaman İzmir’e gitsem, memleketimin kokusunu içime çeksem işte o zaman anlıyordum nereli olduğumu. Take Off ve Landing şarkılarımı da havaalanlarında besteledim. Take Off İstanbul, Landing ise İzmir’deydi. Hepsinin taşıdığı anlam farklı benim için…